• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Hece Dergisi Ekim 2018 Sayısı-Kâmil Aydoğan'ın Çocukları ile Söyleşi

Babamız Kâmil Aydoğan

Babamız geliştiren, motive eden bir insandı. 
Birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca pes etmememiz üzerine eğitti bizleri.
Ayda bir kere bütün çocuklarıyla toplantı yapardı. Herkes duyguları, iş hayatı ve özel hayatı üzerine konuşur, hep birlikte bunları gözden geçirirdik. 
Babamız hiçbir şeyi dikte etmedi bizlere. Halinden, tavrından, yaşantısından öğrendik. Hiçbir şeyin fanatiği olmamayı, sorgulamayı, yanlışı doğrusu ile sevmeyi babamızdan öğrendik. 
Allah aşkını, tevekkülü, sığınmayı babamızdan öğrendik.
Düşmeyi ve olgunlukla kalkıp yaralarımızı sarmayı öğrendik. Bizim yerimize sorunlarımızı çözmezdi; biz sorunlarımızı çözerken yanımızda dururdu.
Bize bıraktığı en güzel miraslarından biri “Hayatta yenilenler değil, pes edenler kaybeder.” sözüdür.

Çocukluğunu, kayıplarını, anılarını ders almamız için sık sık anlatırdı.

Vefatından önceki son günlerinde dahi “baba” olma rolünü bırakmadı. Acı, gözlerinden okunurken “çok şükür” ve “çok iyiyim ”diyerek, bizlere de ebeveyn olmanın ne denli ağır bir sorumluluğu olduğunu öğretti.

Çok nazik bir insandı. Teşekkür etmek onun imzası gibiydi.

Çok stresli görevlerde bulunmasına rağmen hep gülümser, herkesle sohbet ederdi.

Kitapları yayınlanmadan önceki heyecanı, mutluluğu; bayramlıklarını giymeyi bekleyen çocuklar gibi olurdu. Eşsiz sesi ve hatipliği ile bize kitaplarından bölümler okurken, evimize huzur hâkim olurdu.

Kin en sevmediği duyguydu. Enerjimizi haset, kin, nefret gibi olumsuz duygular için değil, sevgi, şefkat, umut gibi olumlu duygular için sarf etmemiz gerektiğini hatırlatırdı sık sık.

Yaşadığı bütün acılara rağmen hayata sıkı sıkıya bağlı ama aynı zamanda bir o kadar ölüme de yatırım yapan bir insandı.

Her şeyin komik tarafını bulur, tüm aileyi en sıkıntılı anlarda, fıkralarıyla güldürmeyi ve toparlamayı başarırdı. Torunları ile yetişkin bir insanla konuşur gibi sohbet etmeye özen gösterir, takım elbisesi ile saklambaç oynar, onlara at olurdu.

Aile kavramını çok önemserdi. Bize her zaman birbirimize tutunmayı salık verdi. Bize bıraktığı en büyük miras gerçek anlamıyla “aile” olabilmemizdir.

Babamız bizi dinleyen, yol gösteren, her konuda yanımızda olan, aşka değer veren, sosyolojik bir bakışla kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmesini çok önemseyen bir insandı.

Tüm bu yönleriyle bakıldığında sadece babamızı değil, sırdaşımızı, en yakın dostumuzu, ailemizin yegâne direğini kaybettiğimiz gerçeğiyle yüzleştirdi hayat bizleri.

Babamız, aklımız ermeye başladığından itibaren “yazar”dı bizim için. Misafirlerimizden, evimizdeki büyük kütüphaneden ve sohbet konularından dolayı edebiyatın içine doğmuş olduk. Belki de daha isimlerimiz kulağımıza okunurken anladık bir şairin çocuğu olduğumuzu.

Çünkü her birimize sevgisi şairane idi…

İlkokuldan itibaren babamızın kitap önerileri üzerine, Türk ve dünya edebiyatından önemli klasikleri okuduk.

Çocuk yaşımızda her evde bu kadar kitap olduğunu ve okunduğunu, herkesin babasının yazdığını düşündüğümüzden olsa gerek ne kadar değerli kitaplar okuduğumuzu yetişkin yaşa geldiğimizde anlayabildik.

Babamız kitaplarını yazarken bizimle mutlaka fikir alışverişinde bulunur; kitabın dili, sadeliği, akıcılığı ve anlatımı ile ilgili saatlerce konuşurduk. Kitapları bize bıraktığı en kıymetli mirasıdır.

Kitapları vasıtasıyla onunla sohbet ediyor, babamızın fikirlerini öğrenmeye ve farklı yönlerini keşfetmeye devam edebiliyoruz.

Vefatından hemen önce önerdiği kitaplar Dostoyevski’nin Ecinniler romanı ile Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabı oldu.

Edebiyatla ilgili son sohbetimiz Rilke üzerine oldu.

İkindi yazılarından ve Nedim Ali‘nin Hasret Geceleri şiirinden bahsettik. Nedim Ali’ye özlem duyduğunu belirtti.

Kısa ama anlamlı bir şiir gibiydi babamızın hayatı.

61 yıllık hayatına 9 kitap, onlarca şiir, onlarca mektup ve önemli görevler sığdırdı. Yaptığı konuşmalarla onlarca çocuğun hayatına dokundu, değiştirdi. Liderliği, hatipliği, keskin zekâsı ve güzel gönlü ile herkesin hayatında izler bıraktı. Böyle bir babanın evlatları olmaktan gurur duyuyoruz.

Cahit Zarifoğlu’nun sözüne ithafen; babamız ekti, biçti ve gitti.

Onunla ayrılmadık asla, sadece yeniden buluşmalara uğurladık…

 

İlke Hicran, Ayşe Hicret, Safiye Merve, Muhammet Mustafa


Yorumlar - Yorum Yaz