• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

YAŞAMAK KOLAY MI?

YAŞAMAK KOLAY MI?

Gün doğmak üzere…
Güneşin ilk parıltıları vurduğunda yeryüzüne, bir şairin şiirini tamamlandığındaki dinginliği çöreklenir ruhuma…
Hayatın anlamsızlığına karşın, nasıl da berraktır gün ışığı…
Kalabalık başlamadan, ruhumuzu daha teslim etmeden yalnızlığımıza, yeryüzünün hediyesidir bize ve belki de “her imtihan yeni bir aydınlık doğuruyor üzerimize” deme şeklidir.
Ankara’da şairlerin en sevdiği mevsimdir bu...
Nerede bir şiir yazılmak üzereyse, Ankara saçlarını savurur, sokaklarda uçuşur sarı yapraklar…
Ankara, yüzünde çiğ taneleriyle uyanır her sabah…
Yalnızca görebilenlerin ve şairlerin ve aşıkların şehridir... Yalnız onlara gülümser, yüzünde yorgunluğunun izleri derin çizgileriyle…

***

Kim, nasıl anlatabilir yalnızlığımızı…
İçimizi döktüklerimize, toplama şansını da verebildiğimizde mi buluruz mutluluğumuzu?
Kırıntılarla idare etmeyi başarabildiğimizde mi?

***

En son ne zaman aktı içimiz, bir başkasının kalbine?
Beklentisiz…
Kaybedilen onca sızı varken…
Sızlamazken artık kalbimiz, yalnız kendi görevine dalmışken…
Acı duymayı dahi unutmuşken…
Ve alabildiğine özgür olmak bir başkasının acısını hissetmek değil miydi, kendi ruhunda o acıyı da öğüterek, katmerleştirerek?
Farklı ve ‘iyi’ olarak tasvir ettiğimiz insanlar da ruhundan ruhumuza sağlam köprüler inşa edebildiklerimiz değil mi?
Her varlık aynı duyguyla ölümsüzleştiği halde neden yoksunuz ondan? “SEVGİ”…

***

Güzel yaşamalı insan…
Dilinde zikir olmalı…
Kaybedilen bir şairin gözlerini anımsamalı her gün…
Bir heykeltıraş gibi yontmalı her gün belleğinde suretini…
Hissedebildiği ne varsa; acıya da, kalbinde duyumsadığı sızıya da şükredebilmeli…
Açık bir pencereden, gökyüzünde süzülen kuşların kanat seslerini duyabilmeli…
Sağır olan onca kalbe, kör olan onca göze karşın kendi duygularına, duyumsayabilmesine;  her gün, her an,  şükretmeli…
Ve korkmalı insan…
Korkuyu da, bir dua gibi hep cebinde taşımalı…

***

Dua…
Ki ruhumuza üflenen hecelerden uzak kalışımızda gizli…
Çözmemekte ısrar ettiğimiz…
Herkesin bildiği bir sır…
Bir çocuk bakışı…
Bağımlılık olmayan, yalnız merhamete sığdırdığımız bir sevgi…
“İnşallah ”la biten sığınmalarımız…
Ve ‘tevekkül’ le başlayan bitişlerimiz, ani kayıplarımız…
Hepsi “insana mahsus” dediğimiz ama gerçekleştiğinde başımıza yıkılan dünya…
Güç telaşımız; ama gücümüzün de egomuz altında can çekişmeleri…
Başımızı korumaya çalışırken, vücudumuza sayısız darbeler aldığımız...
Adı; Hayat…
Her sabah gün ışığıyla alevlenen bir yangın yeri…

***

Ve bu sabah…
Cahit Zarifoğlu’nun bir sözü düşer aklıma;
“Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?”

 
Hicret Aydoğan
Konuk Yazar