• Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/kamilaydogannn?ref=hl
  • https://www.twitter.com/KamilAydogann

Ana Sayfa

18 Mayıs 2017
Perşembe

Kâmil Aydoğan

İKİNDİ YAZILARI

Ülkemiz dergiler tarihinde İkindiyazıları’nın ayrı bir yeri var.

Belki basımı, dağıtımı, edindiği misyonu, yönetim biçimi ve daha birçok bakımdan kendine özgü ve özel bir yere sahip.

Hikâyesi oldukça basit.

*

1984 yılında Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesine lise müdürü olarak atandım.

O yıllara kadar Edebiyat Dergisi’nde yazıyordum.

Andırın, yanlış hatırlamıyorsam, o yıllarda yedi bin nüfuslu bir kasabaydı. Lisedeyse beş yüz civarında öğrenci vardı.

*

İdeolojik coşkumuz bizi yerimizde durdurmuyordu. Öyle diri, canlı ve heyecan doluyduk ki; yaptığımız her iş’te, gittiğimiz her yerde mutlaka bir şeyler yapma dürtüsü içimizde kaynayıp duruyordu.

Okulun dağılım saatlerinden sonra Andırın’daki küçük iskemleli çayevlerinde oturuyor, burada neler yapabiliriz diye konuşuyorduk.

*

Bu buluşmanın en önemli kişisi kuşkusuz Nedim Ali’ydi.

Nedim Ali (M. Ali Zengin) iki yapraklı Andırın Postası gazetesini çıkarıyordu.

Elbette olanaklar oldukça sınırlıydı; gazete ve dergi çıkarmak kolay bir olay değildi.

*

İkindi buluşmalarından birinde “Andırın Postası’nın içinde bir sanat-edebiyat köşesi açalım. Lise öğrencilerini teşvik edelim. Hem okumaya olan ilgiyi arttırırız, hem de öğrenciler arasından yetenekli çocukları yazmaya teşvik ederiz.” dedik.

Bu fikir kabul gördü.

“Bir de isim bulalım bu köşeye.” diye düşündük ve çeşitli isimler telaffuz edildiyse de İkindiyazıları önerimizde karar kıldık.

Böylece gazetenin iç sayfasında İkindiyazıları adlı bir sanat-edebiyat köşesi oluştu ve çeşitli adlarla kendi yazılarımızı yayımlamaya başladık.

***

İkindiyazıları’nın oturduğu bir temel anlayış, yaklaşım ve birikim vardı.

1970’li yıllarda çoğumuz öğrenciydik ve Ankara’da Nuri Pakdil’in önderliğinde çıkan Edebiyat Dergisi’nde; Arif Ay, Turan Koç, Ali Karaçalı, Ali Ulvi Temel, İbrahim Demirci, Necip Evlice, Ali Göçer birlikte olduğumuz arkadaşlarımızdan bazılarıydı.

Kuşkusuz Nuri Pakdil; yazdıklarıyla, konuştuklarıyla, en çok da tutum ve davranışlarıyla oldukça etkileyici bir yazardı ve hepimiz ondan etkileniyorduk.

Mavera Dergisi de hemen hemen her gün uğradığımız bir önemli kültürel merkezdi. Burada da Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan, Alaeddin Özdenören gibi ağabeylerimiz vardı ve biz onların yazdıklarından, konuştuklarından, tutum ve davranışlarından besleniyor; kendimize yeni bir anlayış, yeni bir “dil” ve üslup geliştiriyorduk.

O yıllarda düşünce, bilgi, ideoloji, dava çok önemliydi ve hepimizin hayatını kuşatmıştı.

Hepimizin kaygıları vardı ve bu kaygılardan dolayı da düşünsel anlamda beslenecek, kafamızdaki sorulara cevap üretecek, kendimizi bulacağımız, kendimizi gerçekleştireceğimiz “okullara” ihtiyacımız vardı ve dergilerimiz bizim okullarımızdı aynı zamanda.

***

Yetenekli öğrencilerin ürünlerine yer vermek amacıyla başlattığımız İkindiyazıları, bir süre sonra bizim yazılarımızın mekânı hâline gelmiş ve artık bu köşe yetmez olmuştu.

Zamanla Nedim Ali’nin cefakâr, cömert, özverili karakteri İkindiyazıları’nı Andırın Postası Gazetesi’nin müstakil sanat eki hâline getirdi.

Nedim Ali’nin yüksek estetik anlayışının ürünü olarak dergi klasik renklerin dışında, sarı sayfalıydı.

Dergiyi H. İsmail Yasin müstear adıyla ben yönetiyordum.

Bu süreçte yine Nedim Ali’nin birçok yazarla kurduğu iletişim ve mektuplaşması sonucu, dergiye Andırın dışından da birçok ürünler gelmeye başlamıştı. Böylece İkindiyazıları yerel bir gazete olan Andırın Postası’nın yerel sanat eki olmaktan çıkarak ülke çapında adından söz ettirip, sanat-edebiyat çevrelerinin ilgisini çeker olmuştu.

*

Üç yıl sonra Ankara’ya tayin oldum ve Andırın’dan ayrıldım.

İkindiyazıları, bütün yükü Nedim Ali’nin omuzlarında varlığını uzunca bir süre devam ettirdi.

*

İkindiyazıları bir coşku, bir heyecan, bir derin düşünsel sancı ve bir dostluğun ürünüdür.

Nedim Ali ile dostluğumuzu göstermesi bakımından küçük bir anekdot yeter diye düşünüyorum:

Nedim Ali ile Andırın Postası’nın Yokuş sokaktaki yönetimevinde gece yarılarına kadar oturup derin sohbetler ederdik; ancak bu yetmezdi. Aynı dili konuştuğumuz, aynı heyecanı duyduğumuz, derin bir güven duygusuyla kuşatılmış bu dostlukta birbirimize aktaracağımız o kadar çok şey vardı ki; içimizdeki coşku evlerimize taşıyor, bir arada olmadığımız vakitlerde bu kez de birbirimize mektuplar yazıyorduk. Sanırım İkindiyazıları’nı doğuran en güçlü etken bu dostluktu.

Belki ben Andırın’a tayin olmasaydım ya da aynı şekilde Andırın’da Nedim Ali gibi birisi olmasaydı İkindiyazıları da olmazdı.

*

İnternet, telefon, televizyon gibi iletişim ve meşguliyet araçları yoktu.

Sadece gazeteler vardı günceli izleyebileceğimiz.

Ve dergiler, davası olan insanların hayat damarları, yeni yazarlar yetiştiren birer “ocak”, bakış açısı edinme merkezi; toplumsal sorunların konuşulduğu ve “ezilmiş” insanların haklarının savunulduğu, aynı zamanda da bunları kitlelere aktaran güçlü birer oluşumdu.  


(Edebiyat Ortamı Dergisi Mayıs-Haziran 2017 Tarihli Sayısında Yayımlanmıştır.)

 

NURİ PAKDİL İLE OTUZ YEDİ YILFRANSA, RUSYA VE İNGİLTERE PENÇESİNDE OSMANLI DEVLETİ-III
Kâmil Aydoğan - 10 Ekim 2015
Baki Kaya - 03 Aralık 2015

6 EKİM 2015 Salı günü, yakın dostum Baki Kaya ile birlikte, Üstad Nuri Pakdil’i, Çankaya Kuloğlu sokaktaki evinde ziyaret ettik.

*

Nuri Pakdil’i, 1976 yılının Ağustos ayında tanıdım.

Maraş İmam-Hatip Lisesi’nde öğrenciydik.

Edebiyat ve sanatla ilgilenen; okuyan, yazma heveslisi üç-beş kişilik bir grubumuz oluşmuştu.

Bizden birkaç sınıf ilerde bulunan merhum İbrahim Sarı başta olmak üzere, bizimle ilgilenen, bizi yönlendiren, bilinçlendiren ağabeylerimiz vardı.

Osmanlı Hükümeti bir yandan Fransa ile ittifak anlaşması yapmaya gayret ederken, bir yandan da harp işlerini bir düzene koymaya, memleket savunmasını, özellikle başkent İstanbul’un savunmasını güçlendirmeye yönelik tedbirler alıyordu. Bu meyanda yeniçeri ortaları Tuna kıyısına gönderilirken, bir yandan da orduyu takviye etmek için yeni asker toplamak üzere ferman çıkarılmıştı. Boğaz kalelerinin mühimmat ikmali yapılırken, Boğaz haricinde düşmanın asker çıkarabileceği bölgelere tabyalar inşa edilerek, buralara eğitimli askerler gönderildi. Bu sırada İngiliz donanması Bozcaada’da toplanmış bulunduğundan, Çanakkale Boğazı da takviye edilmeye çalışıldı. Sadrazam İbrahim Hilmi Paşa Ordu Başkomutanlığına atandı.

DEVAMI
DEVAMI
GÜNLÜKLER
02 Ekim 2015
FRANSA, RUSYA VE İNGİLTERE PENÇESİNDE OSMANLI DEVLETİ-II
Kâmil Aydoğan - 03 Ekim 2015
Baki Kaya - 30 Ağustos 2015

2 Ekim 2015 Cuma günü, eşim Semiray, kızlarım Hicran ve Ayşe ile Hilâl’in cenaze namazı için Gölbaşı Merkez Camii’ne gittik.

Daha önce de aynı camiye Hilâl’in babası, yakın dostum Hacı Duran Gökkaya’nın ve uzun yıllar birlikte çalıştığım makam şoförüm Kemal Yıldız Turan’ın cenazesi için gitmiştim.

*

Hacı Duran Gökkaya, Göksun’un Kızılcık köyünde doğmuştu.

Çoğumuz gibi yoksul ve yorucu hayatla tanışmıştı.

 

“Dünya tek bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu”

General Bonapart

 

Fransa, Osmanlının egemenlik haklarını ihlal eden davranışlarına rağmen, onu İngiliz ve Ruslardan uzaklaştırarak kendi ittifak sistemine dâhil etme emeli güdüyordu. Napolyon bu maksatla akrabası olan Korsikalı General Sebastiani’yi İstanbul’a elçi olarak göndermişti. Eğer General Sebastiani Osmanlıyla ilişkileri siyasi yollarla geliştirip, onu Fransa’nın müttefiki olmaya ikna edebilirse ne âlâ. Aksi takdirde Adriyatik sahilinde tuttuğu 25 bin kişilik orduyla Sultan’ı tehdit ederek, onu bu ittifaka ikna etmeyi planlıyordu.

DEVAMI
DEVAMI


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam14
Toplam Ziyaret84517